Tabut.net - Edebiyat kisvesinde aşırı sanat!

Sünepe

Adımı unuttum, vardı üstelik. Ben de vardım. Hala varım belki, zaman zaman değişiklik gösteren ama genelde aynı seyreden belirli bir hacmim, değişmediğini düşündüğüm, en azından ilkokuldan öyle öğrendiğim sabit bir yoğunluğum, bu ikisinin çarpımından mütevellit bir garip kütlem, kütlemden bağımsız olmayan bir de enerjim var neticede, bir yer işgal ediyorum dünya üzerinde, kimse istemese de. Düşünmüyorum pek, ama varım yine de, Descartes’a inat, Anar’ın deyimiyle Rendekar’a inat yani, varım ama diyorum işte, unutturdular adımı. Kimliksizim. Kaybettim hükümsüzdür de söz konusu değil üstelik. O kadar az söylendi ki ismim, o kadar yerini belli etmedi ki kullanıldığında cümle içinde, o kadar gerekmedi ki; imzam istenirken bile, unuttum işte. Yalnız ben değil, onlar da unuttu. Onlar dediğim, insanlar, Atay’ın deyimiyle, canım insanlar. Lakabım kaldı bir, benden geriye, sünepe.

Yalnızlaştırılma aşamamı zerre hatırlamıyorum, çevremde bir zamanlar birileri vardı, yani öyle zannediyorum. İnsanın hayatında hiç unutamadığı fakat buna rağmen anımsamakta güçlük çektiği olaylar oluyor. O anları bir yere koymuyorsun, orada, içinde bir yerlerde duruyor, ama lazım da olmuyor. Unutmuyorsun, ama hatırlamıyorsun da. Mesela virgülden sonra ama gelmez hiçbir cümlede, en azından benim yaşadığım yerde. Pratikte öyle olmuyor işte. Teoride hep iyiydim, hep kalabalıktım zaten, yanımda çok şiddetli tartışmalar döndü, hangi filme gidelim yemeği nerede yiyelim’i bile saatlerce konuştular, ben de oradaydım, fikrimi kimse sormadı, bekledim, inisiyatif diye bir kelime, hiç kullanmadım.

Otobüslere bindim, okula giderken, işe giderken, eve giderken. Ben hep gittim. Kalmak istedim bir yerlerde, dinlenmek, durmak. Hayat akıp giderken bu isteğimin anlaşılmayacağını tahmin etmem gerekirdi; etmedim. Oturmaya düşkün olduğum için, bekledim durakta, boş otobüs aradı gözlerim. On dakikalık yolun bir saat sürdüğü oldu bu yüzden. Yine de hiçbir buluşmaya vaktinden geç gittiğimi bilmem. İnsanları hep önemsedim, ikide buluşalım denilirken aslında en az üçün kastedildiğini, niye zahmet ettin canım düşünmen yeter denilirken aslında düşünmenin hiç de kayda değer bir eylem olarak kabul görmediğini, duygu ve düşüncelerin somut hale, elle tutulabilir bir objeye dönüşmedikçe kıymetinin bilinmesinin mümkün olmadığını çok sonra fark ettim. Otobüsler geldi, ben hep ilk duraktan bindim, genç yaşıma rağmen, kötü bakışlar arasında, hep oturdum. Otobüste oturmayı en az yaşlılar, hamileler ve çocuklular kadar hak ettiğime inandım hep. Çünkü bekledim bu anı. Zaman kaybettim, olay örgüsünü kaçırdım, kurgudan koptum da; hayat akıp giderken bu isteğimin anlaşılmayacağını, hiç tahmin etmedim.

Yine ilk duraktan ayakta binen orta yaşlı bir kadın için, genç yaşlarda, benden hiçbir eksiği olmayan, görece biraz daha az genç, hemen yanımda oturan bir adam bana dönüp kalk da teyzeye yer ver diyebiliyordu. Bunu öyle bir tebessümle dile getiriyordu ki, beni bunu yapmaya bakışlarıyla mecbur ediyordu, emrivakilerle dolu hayatıma bir çentik de o atıyordu. O kadar düşünüyorsan kalk sen yer ver diyemiyordum. Kalkıyordum yerimden, iniyordum otobüsten, bir sonraki otobüsü beklemeye koyuluyordum. Orta yaşlı kadın da sanki daha otobüse binmeden bu anı bekliyormuş, önceden kafasında böyle olacağını, genç bir delikanlının kendisine yer vereceğini çoktan tasarlamış gibi, ben yer vermek için kalkar kalkmaz yerime oturuyor, teşekkürü yerleştikten sonra yarım ağızla, gerçekten müteşekkir olduğu, içinden geldiği için değil de öyle olması gerektiği için ediyordu. Ben ona da, ayakta kalmak istemiyorsanız otobüs beş dakika sonra boş kalkacak teyze diyemiyordum. Ben kimseye bir şey söyleyemiyordum. Zaten o da zahmet etme canım demiyordu, ben kalkmaya niyetlendiğim gibi bana doğru yöneliyordu. Bu anları nasıl tarif edebilirim bilmiyorum ama öyle bir muamele görüyordum ki, bazen oturduğum yerin, zaten yer vermek için kalktığım insana ait olduğunu, ben daha otobüse binmeden o koltuğun rezervasyonunun yapıldığını, benim oraya haberim olmadan, yanlışlıkla oturduğumu, yanımdaki adamın benim hatamın farkında olduğunu ve durumu düzeltmek, teyzeyle aramda oluşabilecek bir gerginliği önlemek için kalk da teyze otursun sen daha gençsin diye tatlı dille beni uyarmaya çalıştığını, orta yaşlı kadının da tatlı tatlı gülümserken beni onun koltuğuna oturduğum için içten içe ayıpladığını hissediyordum. İçimde bu kadar buhranlar yaşattığı için, kimse gelip özür dilemiyordu. Kimse hayır öyle değil yanlış düşünüyorsun demiyordu. Kendime böyle böyle inanıyordum.

Bu konuda dertliyim. Otobüsler, yolcular, kalabalıklar hakkında daha fazla konuşmak istiyorum. Dinleyecek kimse var mı bilmiyorum. Bir zamanlar birileri vardı, nereye gidelim diye tartışıyorlardı. Onları orada bıraktım. Bir saat sonunda ne yiyeceklerine karar verdiklerini, önlerindeki bir saatte de nerede yiyeceklerinde uzlaşacaklarını tahmin ettiğimi hatırlıyorum. Onlara neler olduğunu, neden şu an üç oda bir salon evimde tek başıma olduğumu, bunun ne kadar daha böyle süregeleceğini, telefonumun ne zaman yeniden çalmaya başlayacağını, evime ne zaman tekrardan misafir geleceğini düşünüyorum. Evime daha önce hiç misafir gelmiş miydi; yeri gelince bunu da düşünüyorum.

Sağ salim oturmakla da bitmiyor yolculuk, iyi bir otobüs yolculuğunu etkileyen pek çok parametre var. İlk seferde aklıma gelenler; elbette ki havalandırma, ayakta kalanlarla, tutunamayanlarla göz teması kurma sıklığımın asgari seviyede olması, kulaklığımı yanıma almış veya almamış olmam, dik dik bakanlara, elimde oturmamı haklı gösterecek bir çanta, bir poşet, bir bavul gösterip gösteremeyeceğim, ineceğim durak yaklaştıkça önümde pardon geçebilir miyim demek zorunda kalacağım bir insanın olup olmaması gerginliği vesaire. Ayrıca iyi bir yolculuğun tarafımdan tam anlamıyla iyi bir yolculuk olarak anılabilmesi için, saydıklarımın istediğim doğrultuda gerçekleşmesine ek olarak, otobüsten tamamen inmiş olmam da gerekiyor. Çünkü her an her şey olabiliyor, hayat akıp gidiyor. Tüm değişkenler yolunda gitti ve ben düğmeye bastım diyelim, düğmenin yeşil ışığı ya da otobüsün eskiliğine göre şoförün oradaki duracak lambası yanarsa iyi, yanmazsa başlıyor tedirginliğim. İnene kadar yirmi kere basıyorum düğmeye, çevreme bakınıyorum çekingen. Terliyorum, mutsuz oluyorum, ölmek istiyorum o an. Veya böyle olmuyor, ışıklar yanıyor, tüm yolcular önümüzdeki durakta benim ineceğimin farkında diyorum içimden, ben varım, bir yer işgal ediyorum bu otobüste diyorum, mutlu oluyorum. Arka kapıdayım, otobüs durağa geliyor, bütün kapılar açılıyor, benimki açılmıyor, şoföre arka kapııı diye bağıramıyorum, sesim çıkmıyor, yine terliyorum, geriliyorum, lanet ediyorum otobüse bindiğim için, lanet ediyorum böyle bir insan olduğum için, başka inecek yoksa o kapıdan, kimse de bağırmıyor benim yerime. Bir sonraki durağa kadar gidiyorum öyle. Adım iniyor bir öncekinde, bir bu kalıyor benden geriye.

Sünepe.


Rıdvan Gecü

    Yorum yaz

    Forumdan Denemeler

    Eserlerin telif hakları ve sorumluluğu sahiplerine aittir. Tabut Edebiyat, telif hakları yasasınca eser teliflerine bağlı kalmayı taahhüt eder. Eserlerin izin alınmadan kopyalanması ve kullanılması 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Yasasına göre suçtur.