Tahta masa
Kategori: Öyküler Yayın tarihi: Pazartesi, 05 Eylül 2011 10:48 Gösterim: 398
Elindeki tornavidayla henüz hâlâ gevşek durumda olan vidayı yerine sabitledi güçlükle. Yerde sırtüstü uzanıyordu ve gençlik yıllarında karıştığı bir kavgada beline aldığı kürek darbesinin neden olduğu ağrı gittikçe kendini daha çok hissettiriyordu. Terlemiş parmaklarının arasında çevirdiği tornavida görevini tamamladığında sendeleyerek ayağa kalktı. Uzamış sakalı ve kirli gömleği ile hapishane kaçkınlarını andırdığının farkındaydı ama bu da işinin bir parçasıydı onun.
Ahşaptan yapılmış, barakadan biraz büyükçe bir evde yaşıyordu karısıyla birlikte. Birisi mutfak olarak kullanılmak üzere planlanmış, toplam iki odası vardı evin. Eşya olarak nitelendirilebilecek eski püskü birkaç halı ve kullanılmış bir iki mobilya dekoru tamamlıyordu. Pencerelerde görülen perdelerin bile aslında bu iş için yapılmadıkları uzaktan belliydi. Daha önce yatak örtüsü ya da benzeri bir şey olarak kullanılmış olmalıydılar. Ev dışarıdan bakıldığında berbat görünüyordu ve içeriden de pek farklı değildi doğrusu.
Yarım gündür üzerinde çalıştığı iş nihayet bitmişti. Oturdukları odanın ortasındaki ceviz ağacından yapılmış ağır ahşap masa artık akşamki gösteriye hazırdı. Masanın ortasında mevcut olan tek ayağının altına yerleştirdiği mekanizma düşündüğü gibi çalışırsa müşteri sayısında bir patlama olacağı kesindi. Parmaklarını sabırsızlıkla masanın altındaki mandala götürdü. Bir “tık” sesi sonrası masanın ayağının altındaki gizli bölmede bulunan dişliler harekete geçti ve köşedeki hurdacıdan aldığı amortisör yayı esnemeye başladı. Bir saniye sonra masa bulunduğu yerden titreyerek 6–7 santimetre kadar yükseldi. Sonra sağa sola doğru hafifçe yalpalayarak yerine oturdu. İşte olmuştu. Memnuniyet dolu bir ifadeyle sararmış dişlerini göstererek gülümsedi. Günde 3 paket içtiği kaçak tütünden sarılmış sigaranın etkisiyle iyice çatallaşmıştı sesi. Karısına seslendi:
“Edina!”
Kapının arkasında topallayarak gelen şişman kadın belirdi bir anda. Ağzında çiğnediği sakız ceviz büyüklüğünde olmalıydı. Öyle ki kadın dişleriyle sakızı çiğneyip bıraktığında tüm avurtları şişiyor ve bir anda kendiliğinden sönüveriyordu. Üzerindeki beyaz olduğu sadece lekelenmemiş kısımlarından anlaşılan önlükle kapıdan göründüğünde ne var der gibi baktı kocasına. Son birkaç gündür yaptığı gibi haşlanmış patates ve bir sürü tuhaf sebzeyle hazırladığı karışımdan bir yemek hazırlıyor olmalıydı. Yaptığı işten zevk aldığı söylenemezdi doğrusunu söylemek gerekirse. Aslında uzun zamandır zevk aldığı bir şeyi yapmadığının farkındaydı karısının.
Şişman kadın şimdi kapıda bir elini beline dayamış, kaşının birini kaldırarak ve soru sorar vaziyette ağzını çarpıtmıştı. Lica onun bir zamanlar âşık olduğu kadına benzer bir tarafının kalmadığını düşündü belki binlerce kez olduğu gibi. Sonra aklından geçen düşünceleri bir çırpıda silerek kafasıyla işaret etti az önce işini bitirdiği masayı. Yine sırıtmıştı az önceki gibi. Karısı ağzında dönüp duran sakızla birlikte çıkardı adeta kelimeleri pörsümüş dudaklarından:
“Göster bakayım”
Lica hevesle uzandı tekrar masanın altındaki mandala. Bir kez daha duyulan “tık” sesiyle harekete geçti tekrar masa. Az önceki gibi yükseldi ve yerine oturdu tekrar. İkisinin de parlayan gözleri birbiriyle kucaklaştı. Akşam için diğer hazırlıkları yapmaya başlamalıydılar artık. Masa iş için hazırdı…






